Siyah Kot
Çok soğuk, kazağımın deliklerinden içeri giren rüzgar sanki katılaşıyor ve batıyor bana, çok soğuk. Sadece tenime değil, sanki kalbime batıyor soğuk. Kaç saat oldu bilmiyorum camdayım, hatırladığım en soğuk Şubat aylarından biri, üzerinden otuz beş sene geçtiği için çok Şubat yaşadım, biliyorum.
O gün başladı benim beklemelerim, okulun bitmesini bekledim, evlenmeyi bekledim, işe girmeyi bekledim, terfi etmeyi bekledim, kocamı bekledim, tatile gitmeyi bekledim, boşanmayı bekledim, para bekledim, sevilmeyi bekledim, sevgilimi bekledim, bekledim de bekledim. Ama o gün beklediğim, beni en çok bekleten idi galiba. Affettim bir yerlerde, ne zamandı hatırlamıyorum.
Tam kaç yaşındaydım emin değilim on üç olabilir, tarih veya saati de hatırlamıyorum ama sanki yukarıdan bir yerlerden kendi genç halime bakıyorum. Ev soğuk, karanlık, yalnızım, annem ve kardeşlerim yok. Dedemlerde kalıyorlar, çünkü biz artık yalnızız. Evimizin kirası verilmiyor, sobaya kömür alacak paramız yok, çünkü babamız yok. Var aslında ama bizi istemiyor galiba, neden olduğunu o günlerde tam olarak bilemiyorum, iki evlilikten boşanmış bugünkü halim durumu anlıyor, ama dönüp orada camda titreyen kıza anlatamıyorum.
Galiba Ortaokul ikinci sınıfta filanım, okul gezimiz var bir hafta sonra. O kadar çok gitmek istiyorum ki, çocuk bencilliğiyle evin kirasını ödeyemeyen annemin bana neden bunun parasını veremediğini ve o çok istediğim siyah kot pantolonu alamadığını anlamayı reddediyorum. Dedemlerin salonunun ortasında tepinip, annemin deyimiyle, gözlerimi kocaman açıp sesim çıkmayana kadar bağırıp, ağladığım günü hatırlıyorum.
“Gitmeyeceksin, yok paramız. Neden anlamıyorsun, beni neden üzüyorsun?” diyerek ağladığını hatırlıyorum annemin. Ondan intikam almak istiyorum, zaten her şey onun yüzünden, o yeterince iyi davranmadığı ve temiz, düzenli olmadığı, kilolu olduğu için gitti babam.
O hırsla, telefona gidiyorum. Hani şu çevrilen telefonlardan, iğrenç bir yeşil rengi vardır, bilir misiniz ? Telefon numarasını çevirmeye başlıyorum, halen hatırlıyor olmam ne garip, 231348. O zaman daha telefonlar altı haneliydi, isteklerimiz de basitti. Siyah kot, işte çok basit. Gayet boktan ve markasız. Benim de olması gereken, o saçma mağazadan alınacak o kot pantolon. Çok önemli. Hayatımın akışını değiştiren kot pantolon.
Telefon çalıyor, annem gözlerinden ateşler çıkarak bakıyor bana, sanırım onu tutkulu ve soğukluktan uzak gördüğüm ender anlardan. Dördüncü defa çaldıktan sonra karşı taraftan cevap geliyor,
“Aloo” nedense sarı saçlı ve zayıf olduğunu düşündüğüm bir kadın sesi.
“Babamı verir misin ? Tufan’ı” kadın konuşmadan uzatıyor büyük ihtimalle ahizeyi, karşı tarafta beni korkutan ama aynı zamanda hep hayran olduğum kalın sesi duyuyorum.
“Kızım, ne oldu ? İyi mi herkes ? Neden aradın?”
“Baba, ben okulun gezisine gideceğim haftaya, onun için para istiyorum. Bir de kot alacağım, siyah. Annem almıyor.”
“Tamam, ben hallederim. Cumartesi günü geleceğim eve, bekle beni.”
Gözümdeki pırıltıyı, yüzümdeki gülümsemeyi şu an bile hissedebiliyorum. Annem bana nefretle bakıyor, yeşil gözleri ağlamaktan kıpkırmızı. Babamın başka bir kadının yanında olmasına mı kızgın, bana mı ?
“Tamam, bekleyeceğim” diyorum. Kapatıyorum telefonu.
Saat kaç oldu bilmiyorum, bir an bile ayrılmadım camdan. Hava kararmaya başladı, ama kesin gelecek eminim. Acıktım, çişim geldi, üşüdüm. Ama siyah kot, çok önemli. Çok şeyin çözümü, beklemem lazım. Pes edemem.
Kapıda anahtarın dönme sesi, geldi işte. Nasıl gözümden kaçtı, belki de arabayla gelmedi. Kapıdan annemin tombul silueti giriyor, hayal kırıklığım o kadar büyük ki. Gururum kırılması bir yana, annemin haklı çıkması beni yerle bir ediyor. Çocuk aklım halen onu suçluyor, “senin yüzünden”.
“Hadi kızım, gelmeyecekmiş. Aradı, bende seni almaya geldim” kolumdan çekiyor. Tepkisizim, kalbime batan soğuk hava o gün minik bir buz kütlesi gibi oturuyor içime. Beklediklerimin gelmeyeceğini biliyorum artık, her şey çok değersiz. Siyah kot, düzinelerce aldım.
Babamı bir daha görmedim, o aramadı ben de aramadım. Her sorana da babam öldü derim zaten, bu onu son bekleyişim oldu. Uzun bir zaman sonra gazetede ölüm haberini gördüm. Hiçbir şey hissetmedim. Tüm bunlar hiç yaşanmamış gibi. Ancak şimdi fark ediyorum içimde ağır bir taşın büyümekte olduğunu.